Tozlu Raflar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Tozlu Raflar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Hoş bir kıssa..

Posted: by Bursevi in . , , , ,
0



Hoş bir kıssa..

Eski Türklerde, askerler savaşırken arkadan gelecek herhangi bir saldırıyı kontrol edebilmek için sırtlarını bir ağaca, kaya veya taşa vererek ok atarlarmış. Atalarımız genelde bozkır hayatı yaşadıkları için bu sırta dayanan nesne genelde bir taş veya kaya olurmuş, yıllar sonra bu sırt dayanan taşın ismi ARKA-TAŞ dan ARKADAŞ şeklinde dilimize yerleşmiş ve bugün bile güvenebileceğimiz bizi arkadan vurmayacak olan samimiyetine güvendiğimiz kişilere verdiğimiz isimdir.

Aşk ve arkadaşlık bir gün yolda karşılaşırlar aşk, kendinden emin bir şekilde sorar;
Ben senden daha samimi ve daha cana yakınım sen niye varsın ki bu dünyada?
Arkadaşlık cevap verir:
Sen gittikten sonra bıraktığın gözyaşlarını silmek için..

0



Hizmet ruhu içinde gelişip yetişen ve kazanmış olduğu muazzam zaferlere kapılıp devlete başkaldırmayan Barbaros Hayreddin Paşa, bileği kadar inancı kuvvetli bir şahsiyettir. Hayreddin Paşa'nın asıl adı "Hızır" dır. Hayırlı işlere giriştiği ve darda kalanların imdadına Hızır gibi yetiştiği için "Hayreddin" adını ona Kanuni Sultan Süleyman vermiştir. Kendisi, ilgili eserinde, Osmanlı'ya son derece bağlı olduğunu bildirmekte ve oğullarına da şu vasiyeti bırakmaktadır:

0

1861 ile 1876 yılları arasında Osmanlı'nın son demlerinde tahtta olan Sultan Abdülaziz'in ölümü hakkında kesin bir hüküm bildiren bir bilgiye ulaşılamamaktadır.
Osmanlı tahtında bulunan Sultan Abdülaziz de Fatih'ten sonra ölümü en fazla tartışılan padişahtır.
Tahttan indirildikten birkaç gün sonra 4 Haziran 1876'da Feriye Sarayı'nda bilekleri kesilmiş bir halde bulunan padişahın tahtan indirilmenin üzüntüsü ile intihar ettiği söylenir.
Ancak öldürülmüş olma ihtimali daha kuvvetlidir.
Bir insanın iki bileğini aynı anda kesmesi imkansızdır. Hele ki bileğini kopma derecesinde kesmesi imkansız gibi birşeydir . .Abdülaziz'in cesedi incelendiğinde bilekleri 1-1.5 cm derinliğinde kesilmiş halde bulunmuş.Tıpçılar ve profesörler bir insanın bunu kendi başına yapabilmesinin imkansız olduğu kanısında birleştiler.İlk bileğini 1-1.5 cm. derinliğinde kestikten sonra ikincisini kesemeden bilincini kaybetmesi kaçınılmazdır.

0

Nuri Demirağ, 1936 yılında havacılık sanayiinin ilk temellerini atmaya başladı. İlk iş olarak 10 yıllık devreyi kapsayan bir plan - program hazırlattı. Bu program gereği, Beşiktaş Barbaros Hayrettin İskelesinin yanında Tayyare Etüd Atölyesini kurdu. Bu tayyare atölyesi kısa bir sürede dev bir fabrika haline geldi.

Yeşilköy'de Elmas Paşa çiftliğini tayyare meydanı yapmak için satın aldı. 1000 X 13000 metre boyutlarında düz bir tayyare alanı yaptırdı.



Bunun bir örneği de o sıralar Avrupa'nın en modern havaalanı olan Amsterdam'da vardı. 1937-1938 yılı içinde Türk Hava Kurumu 10 okul uçağı, ve 65 planör siparişinde bulundu.


İstanbul fabrikalarında yapılan ilk yerli Türk ucak, 1941 yılı ağustosunda Nuri Bey'in doğduğu yer olan Divriği'ye uçarak gidip gelmişti. Halkı da heyecanlandıran bu tür gösterilerin yararlı olduğunu düşünen Nuri Bey Eylül ayında 12 uçaklık bir filoyu, Bursa, Kütahya, Eskişehir, Ankara, Konya, Adana, Elazığ ve Malatya rotasında uçurarak halka kendi tayyarelerimizle göklerimizi kendimizin koruyabileceğini göstermek ve onlara inanç vermek istemiştir.




Nu.D.38 tipi yolcu ucağı, tamamen Türk Mühendis ve işçilerinin ortaya çıkardıkları Türk tipi bir uçaktır. 6 kişilik yolcu uçağının çift pilot kumandası bulunmaktadır. Saatte 325 kilometre hız yapabilmekte ve 1000 km uçabilmektedir. Türk Hava Kurumu, Nuri Demirağ'ın fabrikalarına sipariş vermiş olduğu bu uçakları almaktan vazgeçmiştir.

(Nedeni ise tamamen siyasidir. "Devrim Arabaları" isimli Türk Filmi'ni izleyenler varsa bir parçada olsa nedenini, sebebini orada görebilirler. O zamanlarda THY bu uçakları alsaydı ve semalarda süzülseydi şu an Türkiye günümüz Fransa'sından daha da gelişmiş bir ülke olacaktı..)