Mazi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Mazi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Onun adı Kemal

Posted: by Bursevi in . , , , ,
0

Onun adi Kemal..

Kurtuluş savaşımız sırasında, ve daha sonraları da, Yunanlılar Atatürk`e kısaca "Kemal" derlerdi.

Bildiğiniz gibi, belki de bilmediğiniz gibi, büyük önder kendisine babası Ali Rıza Bey'in koymuş olduğu Mustafa ismini hiç sevmezdi.

Bunu "alaturka" buluyordu. İlk fırsat adına bir de Kemal eklemişti.

Sonradan bunun efsanesini de ürettiler. 

İlkokul çocuklarına şöyle öğretiliyordu: "Matematik hocası bir gün Atatürk'e demiş ki, senin de adın Mustafa, benim de adım Mustafa... Bu böyle olmaz!...

Senin adın Mustafa Kemal olsun..."

Bu böyle olmaz... 

Niçin bu böyle olmazmış? 

Hangi salak karıştıracakmış öğretmenle öğrenciyi birbirine?

Engin Ardic : 29 Şubat 2012, Çarşamba

0

Türkçe Ezan ve Menderes, ezan yasağının kaldırılışının 60. yılında tarihin tozlu perdelerini başarılı bir şekilde havalandırıyor.


Mustafa Armağan Türkçe Ezan ve Menderes’le sözlü tarihin kapılarını çalmanın ne denli bereketli bir emeğe dönüşebileceğini gösteriyor. Başında bulunduğu gönüllü bir grupla Türkçe ezanın okunduğu günleri ve ezanın Arapça okunmasının serbest bırakıldığı 16 Haziran 1950 gününü yaşayanları bulup konuşturan Armağan o büyük günün tek bir kare fotoğrafını çekmeyi deniyor. O tek kare fotoğrafta ağlayan, sevinen, coşan, yüzü gülen bir Türkiye var. Yakın tarihimizin nadir rastlanan güzel günlerinden birisinin öyküsüdür anlatılan.


Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’tan Van’daki Ayşi Nineye, Prof. Şerafettin Gölcük’ten son Osmanlı müezzinlerinden Tahir Çağıran’a, Bediüzzaman’ın talebesi Mehmet Kırkıncı’dan Çorum’un Alaca ilçesinden “46 Demokratı” Mustafa Kağızman’a, ezan Arapça okunduğunda bu haberin orduda un helvasıyla kutlandığını hatırlayan emekli Yarbay Cemal Yıldız’dan Hatay’da çocukların “Uyumazsan Türkçe ezan okurum ha!” diye korkutulduğunu söyleyen Mehmet Duran’a kadar onlarca tanığın dilinden ezanın bilinmeyen gerçekleri bu sözlü tarih çalışmasıyla ilk kez gün yüzüne çıkıyor.
Mustafa Armağan’ın kaleme aldığı geniş bir çerçeve yazısı ile basılı kaynaklarda yer alan hatıralara ve makalelere yer verilen kitabın sonuna eklenen ezanın serbest bırakıldığı günün havasını gösteren gazetelerin ilk sayfaları ise yakın tarihe ışık tutacak nitelikte.



Kaynak : TarihHaber

2

I.Ahmet ve Genç Osman’ın padişahlıkları döneminde sadrazamlık yapmış bir devlet adamı olan Öküz Mehmet Paşa, Sultan I.Ahmet in kızı Gevher Sultanla evlenerek Damat Mehmet Paşa olarak ta anılmış .

1615 yılında batı Anadolu da ki ticaret amacını geliştirmek amacıyla Kuşadası’nda açılan kervansaray Paşa'nın aynı zamanda Niğde Uluşkışla'daki kervansarıyıda Faruk Nafiz Çamlıbel'in han duvarlı şiirinde ilham kaynağı olmuştur.

NEDEN ÖKÜZ MEHMET PAŞA ?


Bu konuda çeşitli rivayetler bulunmaktadır.Kaynaklar kendisinin akıllı,dürüst,cesur,terbiyeli ve ince bir kişiliğe sahip olduğunu anlatmaktadır.

Mehmet Paşa’nın Ali adıyla tanınan babası, Karagümrük Semtinde Öküz nalbantlığı yapmaktaydı.Öküz lakabı ile anılması genel olarak buna bağlanmaktadır.

Bir başka rivayet ise şöyledir: Babasının Öküz nalbantlığı dolayısıyla çevresindekilerce gizliden gizliye “Öküz”olarak adlandırılmış Mehmet Paşa’nın komuta ettiği ve İran'a düzenlenen bir seferde, ordu komuta heyeti taarruz planları gözden geçirirken taşıma işlerinde kullanılan Öküzlerden biri çadır aralığından kafasını uzatıp gözlerini Öküz Mehmet Paşaya dikmiş ve böğürmeğe başlamış.Paşanın çevresindekiler önce kıs kıs, sonrada kahkahalarla gülmeye başlamışlar. Zeki ve yetenekli Paşa yavaşça yerinden kalkarak öküzün yanına gitmiş ve kulağına bir şeyler söyleyip yerine geçmiş.

Vezirlerine dönerek şöyle demiş:

“Bu hayvan bana ne dedi biliyor musunuz? Senin kim olduğunu biliyorum. Bir Öküz olarak asilliğinle bunca eşeğin arasında ne işin var? Bende kendisine her eşek sürüsünün başında mutlaka bir Öküz olması gerektiğini ilettim.
Bundan sonra da Mehmet Paşanın Öküz lakabı resmiyet kazanır.Vakfı bu adla kurulur,vakfiyesi bu adla yazılıp imzalanır.

0


Tarihten;

1534 yılında Viyana'daki St. Stephen Katedrali'nde Osmanlı Akıncılarını gözlemesi ve Akıncıları görünce çan çalarak haber vermesi için bir memuriyet kuruldu.

Bu memuriyet Viyana Belediye Meclisi'nce:

"Artık bir Osmanlı tehlikesi kalmadığından böyle bir memuriyete gerek yoktur."
denilerek ancak 1956 yılında (tam 422 yıl sonra) iptal edilmiştir.

0



Darbe Öncesi Suikastler



11 Temmuz 1978'de Bedrettin Cömert Ankara'da,


1 Şubat 1979'da Abdi İpekçi İstanbul Teşvikiye'de,


10 Eylül'de Türkiye İşçi Partisi Adana eski il başkanı Ceyhun Can yazıhanesinde,


Çukurova Üniversitesi Rektör Vekili Fikret Ünsal evinin önünde,


19 Eylül'de Malatya Ülkü Ocakları eski başkanı Mürsel Karataş İstanbul Sultanahmet'te,


28 Eylül'de Adana Emniyet Müdürü Cevat Yurdakul ,


19 Kasım'da eski Adalet Partisi İstanbul milletvekili İlhan Egemen Darendelioğlu İstanbul Beyazıt'ta,


20 Kasım'da İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekan Yardımcısı Ümit Doğançay İstanbul Etiler Profesörler Sitesi'nde,


3 Aralık 1979'da, Fedai Dergisi sahibi yazar Kemal Fedai Coşkuner İzmir Agora semtinde,


7 Aralık'ta İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi öğretim üyelerinden Cavit Orhan Tütengil İstanbul Levent'te,


11 Nisan 1980'de TRT İstanbul Radyosu prodüktörlerinden Ümit Kaftancıoğlu,


27 Mayıs'ta Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkan Yardımcısı Gün Sazak Ankara'da,


24 Haziran'da Milliyetçi Hareket Partisi Gaziosmanpaşa İlçe Başkanı Ali Rıza Altınok evinde ve kızıyla birlikte,


15 Temmuz'da Cumhuriyet Halk Partisi İstanbul milletvekili Abdurrahman Köksaloğlu Şişli'deki işyerinde,


19 Temmuz'da Eski Başbakan Nihat Erim İstanbul'da Dragos Deniz Kulübü'nden çıkarken,


22 Temmuz'da Maden-İş Sandikası genel Başkanı Kemal Türkler İstanbul Merter semtinde silahlı saldırı sonucu öldürülmüştür.

0


12 Eylül Darbesi'nin Sonuçlari (1980 İhtilali)


650.000 kişi göz altına alındı.



1 milyon 683 bin kişi fişlendi.


Açılan 210 bin davada 230 bin kişi yargılandı.


7 bin kişi için idam cezası istendi.


517 kişiye idam cezası verildi.


Haklarında idam cezası verilenlerden 50'si asıldı (26 siyasi suçlu, 23 adli suçlu, 1'i Asala militanı).


İdamları istenen 259 kişinin dosyası Meclis'e gönderildi.


71 bin kişi TCK'nin 141, 142 ve 163. maddelerinden yargılandı.


98 bin 404 kişi örgüt üyesi olmak suçundan yargılandı.


388 bin kişiye pasaport verilmedi.


30 bin kişi sakıncalı olduğu için işten atıldı.


14 bin kişi yurttaşlıktan çıkarıldı.


30 bin kişi siyasi mülteci olarak yurtdışına gitti.


300 kişi kuşkulu bir şekilde öldü.


171 kişinin işkenceden öldüğü belgelendi.


937 film sakıncalı bulunduğu için yasaklandı.


23 bin 677 derneğin faaliyeti durduruldu.


3 bin 854 öğretmen, üniversitede görevli 120 öğretim üyesi ve 47 hâkimin işine son verildi.


400 gazeteci için toplam 4 bin yıl hapis cezası istendi.


Gazetecilere 3 bin 315 yıl 6 ay hapis cezası verildi.


31 gazeteci cezaevine girdi.


300 gazeteci saldırıya uğradı.


3 gazeteci silahla öldürüldü.


Gazeteler 300 gün yayın yapamadı.


13 büyük gazete için 303 dava açıldı.


39 ton gazete ve dergi imha edildi.


Cezaevlerinde toplam 299 kişi yaşamını yitirdi.


144 kişi kuşkulu bir şekilde öldü.


14 kişi açlık grevinde öldü.


16 kişi -kaçarken- vuruldu.


95 kişi -çatışmada- öldü.


73 kişiye -doğal ölüm raporu- verildi.


43 kişinin -intihar ettiği- bildirildi.