Dinle şimdi beni hatun.. Sil aklından endişeleri..

Posted: by Bursevi in .
0



"Bak dinle şimdi beni hatun.. Sil aklından endişeleri. Kaldır kafanın içindeki soru işaretlerini. Düşünme. Sıkılmasın artık gögüs kafesin, izin verme. Ne bileyim mesela.. Geleceğe dair korkuların olmasın. Sen şimdi gözlerine iyi bak. Saçlarına yağmur değdirme. Uykunu al. Tek derdin gece ansızın susamaların olsun. Bardağı ben doldururum. Şüphen olmasın yarınlardan. Sen sadece iste. Ben getiririm yatağına sabahları "dilediğin yarınları." Biz üstesinden geliriz sen telaşlanma. Geleceğimle varlığım varlığına feda olsun.."

0

Aramıza kaç dünya girdi kim bilir. Senden sonra öyle büyük bedeller ödedim ki..
Senin yalan ve ihanete ödediğin bedelin çok daha ağırını ben dürüstlüğüme ödedim. 
Ömrüne kattığın mutluluğu, benim hayatımdan çalman doğru muydu sence?
Gözlerin beni ararken benden önce kaç gözde kirlendi kim bilir? 
Bunun hesabını hiç sormadım ben sana.
Ama sen geçmişimi kabullenemediğin için, geçmişime sahip olmaya çalıştın. 

Benim olmak için değil, ait olmak için sahiplendin. Yine yanıldın! 

Değişirsin diye çok bekledim. Ve anladım ki insan değişir ama bizi asıl üzen hiç değişmeyenlerdir. Yaralar acıyı saklar, izleri hayatı gösterir. 
Gözlerini biraz aralayabilseydin, sana aydınlığı öğretecektim. Şimdi geceyi yak ki ışısın. Gidişini affetmeyişimdendir bu gaddar halim. Senden çok daha alaları beklese de kapımda, ben şairim; kıyamam turnayı gözünden vurmaya..

Acım mı? 
Geçmedi.. Alıştım sadece!

ç(alıntıdır)

... cümlesindeki anlatım bozukluğunu bulunuz..

Posted: by Bursevi in .
0


ben onu seviyordum, o da beni;

"ama aramızdaki tek ortak nokta yalnızca portakalı sevmemizdi."


cümlesindeki anlatım bozukluğunu bulunuz.


a)Soru hatalı
b)Sevmek için portakal yeterli miydi?
c)Kalp bilgisi error verdi.
d)Abi çok iyi yaa.
e)İlginç.f)Zor.
g)Hayırlısı olsun.
h)ÖSS hangi yıl sorusu bu?
..)

...)
....)

Belki benden bir bok olmayacak ama..

Posted: by Bursevi in .
0

''Belki benden, bizden bir bok olmayacak ama bizim çocuklarımız dünyaya barış getirecek, çünkü biz;
Madenci babasına, amcasına, abisine,
Gezi Parkındaki kardeşine,
Mısır'daki idam mahkumlarına,
Rabia meydanındaki Esma'ya,
Filistin'deki, Suriye'deki katledilen haksız yere ölen, yaralanan, ölecek olan ama hiç tanımadığımız akrabalarımıza üzülen insanlarız..''

Keyfe keder değil hatırlatana keder..

Posted: by Bursevi in .
0

9 bardak çay devirdim bu 10. olacak.
Muhtemelen sabaha kadar bir demlik daha indiririm.
Keyif çayı değil keder çayı. Keyfe keder değil hatırlatana keder.

Kimsenin zannettiği kadar güçlü biri değilim. Olamadım da. Tiyatrocu ruhu varmış kanımda..
Bir kelimeyle, bir mesajla ya da bir fotoğrafla tarumar olabilecek kadar GÜÇSÜZÜM.

Ve sonra..

Posted: by Bursevi in .
0


“Birini sevmeye küçük bir yerinden başlarsın, ya bakışını seversin, ya gülüşünü, ya susuşunu ya da bir sözünü; ve sonra, her şeyini seversin..”

Phoolan Devi..

Posted: by Bursevi in . , ,
0


Phoolan Devi


Siz Phoolan Devi'yi bilir misiniz?

Gelin biraz bahsedeyim..

-11 yaşında kocaya satıldı.
-14 yaşında tacizci kocasını terk etti, kaçırıldı, koca bir köyün tecavüzüne uğradı.
-18 yaşında çete lideri oldu, Robin Hoodvari bir şekilde zenginlerden alıp yoksullara dağıttı.
-20 yaşında tutuklandı, Hint yoksul alt tabakalarında efsane oldu, teslim olduktan sonra mahkemeye çıkarılmadan 11 yıl cezaya çaptırıldı, cezasını çetesinde yer alan erkeklerle birlikte aynı koğuşta kalarak tamamladı.
-31 yaşında parlamentoya girdi ve yasa koyucu oldu.
-Evinin önünde öldürüldüğünde 38 yaşındaydı.

Öfkeli kitleler, hükümeti onu yeterince korumamakla suçladığı sert protestolarla gömüldü.
"Doğduğumda bir köpekten daha değersizdim, şimdi bir kraliçeyim. Çoktan ölmüş olmalıydım, ama hala canlıyım. Tanıklığım, benimki gibi bir yaşamın bir daha asla yinelenmemesi için yeryüzündeki tüm yoksullara ve ezilmişlere uzanan bir el olsun.."

0

         Şu anda İran'da bir kedi sokakta yürüyor, sağa sola atılmış çöplerin arasından geçiyor. Patilerini dikkatli atıyor yerdeki kola kutularına basmıyor. Büyük bir çöp konteynırının üzerine çıktı şimdi Tahran'ı seyrediyor. Arka iki ayağını kırıp kıvrılıyor oraya büküyor boynunu. Birazdan çöpçüler çöpü almaya geldiklerinde rahatsız edecekler prensesi ama haberdar değilmiş gibi derin bir uykuya dalıyor. Hemen ileride eski bir plakçının önünden bir baba oğul geçiyor; "elimi sakın bırakma oğlum" diyor baba. Uzun gri eskimiş bir paltosu var belli ki yıllardır aynı paltoyu giyiniyor. Oğlunun gözleri dolu ya ağlamış ya da ağlayacak. Kim bilir babası dövdü ya da annesini daha çok seviyor annesiyle bu haftaki son görüşmesi.Hava soğudu.
         Bu paragraf sekizinci sınıf  toplumcu gerçekçi bir  romanın vasat bir gelişme bölümü olabilirdi. "Yağmur çiselerken "diye de ekleyebilirdim. Üç dört karakterle destekleyip piyasada rölantiyi tutturabilirdim.Ama artık eski yağmurlar yok kar da yağmıyor.
         Son iki haftadır sürekli burnum kanıyor. Önemsiz benim için. Kanayan yerlerimizin olması bile güzel aslında yaşadığımı hatırlatıyor çünkü. Annem aradı neden anneler günümü kutlamadın diye. Kapitalizmin oyunu dedim boş işler ana bunlar dedim. Üzüldü. Bir saat sonra tekrar ben aradım gönlünü aldım. Çok tuhaf oldum aslında. İliklerimize kadar işlemiş boşluk. Anılarım şeytanın kesesindeki paralar benziyor, keseyi açtığınızda kurumuş yapraktan başka bir şey bulamıyorsunuz diyor Sartre. Aslında ben de yalnızdım ama bir kente yürüyen ordu gibiydim.

         Geçmişinizi cebinizde saklayamazsınız onu koyacak bir eviniz olmalı oysa gövdemden başka bir şeyim yok benim. Dönüp geriye bakınca hiçbir başarısı olmayan biri olduğumun bilincindeyim. Yenilgilerimin de tecrübe kazandırdığı söylenemez. Yazdığım en içten yazıdır bu. Eveleyip gecelemedim kelime oyunları da yapmadım. Kader bir çizginin üzerinde yürümek ise o çizgi bizim dünyamızda yok.Bir yük trenin altında kalan kuşların gagalarında kalmış benim ömrüm. Bir ezginin ortasındayım şimdi. Bir yangının sonunda. Artık her şeyi tüketmiş gibiyim. Bana verilen sürenin sonuna geldim herhalde. Yarışmacı arkadaşlarım da öldü. Ben de öleyim. Öleyim tekrar dirilmeden. Başka bir dünya da istemiyorum. Tövbe edecek yüzüm de yok.Ne varsa yaşanacak onları da istemiyorum. Benim görmediğim hiçbir yeri de görmek istemiyorum. Suratım dağıldı. Gözlerim şişti.Evet gerçekten de üç günlük dünyanın üçüncü günündeyim. Son saatlerim olsun. Vasiyetim de yok geriye bırakacağım bir şey de yok. Rahatça gömebilirsiniz beni. Arkamdan ağlamayın demiyorum. Bir iki sene sonra zaten her şey düzelecek hayatınızda. Ailem de iki üç yıl sonra kendi hayatlarına devam edecekler.

           Yollarımı gittiğim yollarımı düşünüyorum. Bu ayaklar kaç kilometre yapmıştır acaba. Ölürsem en çok yürümeyi özleyeceğim. Saatlerce hiç durmadan yürüdüğümü bilirim. Geleceğimi görüyorum,şurada şu sokakta işte.Şimdiden biraz daha solgun. Gerçekleşecek de ne olacak sanki? Gerçekleşmeden ne kazanacak? Şu İran'daki kedi..Yürüyor,demin oradaydı şimdi başka bir yerde. Anlayamıyorum bunu. Şimdiyi gelecekten ayıramıyorum artık,ama sürüp gidiyor bu,yavaşça gerçekleştiriyor kendini. Zamanın ta kendisi bu,hem de çırılçıplak zaman.Ağır ağır var oluyor,bekletiyor insanı. Ama ortaya çıktığı zaman canımızı sıkıyor baştan beri orada olduğunu tahmin ediyorsunuz çünkü.Çünkü "kahkahamın düşürdüğü çiçekleri bulamadılar" diyor ismet abi.

         Hayat bir düğündü biz de bir Kamber. Hep bizsiz yaptılar düğünü. Şimdi bize gökyüzünden o düğünü izlemek yaraşır, bulutlardan yapılan parmaklıklar arkasından..

İHOK

İçimden geliyorum çok yorgunum.

Posted: by Bursevi in .
0

Yalnızlığa alıştıysanız yalnız değilsinizdir artık. Yalnızlık değerini kaybetmiştir. Basitleştirmiştir yalnızlık. Çorapla ıslak terliğe basmış gibi olursunuz. Rüzgar ne yönden eserse tersi istikamette yürüyoruz. Hiçbir ezgi bizim için çalmıyor. Hiçbir parmak değmiyor bizim için defe. Dönüyoruz. Dönüyoruz hiç varamadıklarımıza. Hiç bilmediklerimize dönüyoruz. Tıpkı bilmediklerimizi düşlediğimiz gibi..

Bugün gene format attım acılara. Zaten ne zaman acılara format atsam aklıma arabanın triger kayışı gelir. Tövbe edecek yüzümüz olsun yeter demiştim zamanında. Ne güzel günlerdi be. Yormayayım klavyeyi, kelimelere zulmediyorum şu an. İçimden geliyorum çok yorgunum.


İHOK

Platonikler gerçekler kadar yakmaz.

Posted: by Bursevi in .
0

Bir arkadaşım var.
Arkadaşım dediysem Facebook arkadaşım.
Aslında liseden bir üst devrem.

Günlerdir bir Facebook sayfasında atılan her gönderiyi beğeniyor altına yorum atmadan durmuyor.
Ki bu mesajların altında genelde merve adında bir sayfa yöneticisi olduğu yazıyor.
Bu, amiyane tabirle saf arkadaşım, kah gece kah gündüz merve'nin attığı tüm postlara beğeni ve mesaj atıyor, yetmiyor paylaşım altından karşılıklı mesajlaşıyor.
Her gece haber bandında durumlarını görüyor, ara ara da yorumlarını okuyorum..


Ya abazalık hat safhaya ulaştı diyorum ya da gerçekten saf bir tutulma yaşadı..
Orasını bilemiyorum.
Neyse üzülmemesi için bir şey demek istemiyorum ama o merve ile yazıştığını sandığı sayfanın sadece 2 yöneticisi var ve ikisi de erkek /:
Çok acımasızca değil mi?
Değil.
Platonikler gerçekler kadar yakmaz.
Sen alışıksın platonik yaşamaya..

Sırada yöneticisinin merve olduğu diğer sayfalara, yeni sayfalar açmaya..
Hadi sar bir daha başa..

0

Kadınlar da erkekler de dertlerini güzel güzel anlatsalar, kırıldıkları şeyleri içlerine atmadan, her şeyi karşıdan beklemeden, karşı tarafı da kırmadan söyleyebilseler..Ha bir de herkes kendi evinin önünü süpürse dünya daha yaşanılabilir bir yer olacak..

Çorap değiştirir gibi acı değiştiriyorum..

Posted: by Bursevi in . ,
0

Büyük üzüldüm, seneye de üzülürüm muhtemelen. 11 aydır çalıştığım yerden istifa ettim geçenlerde. Aslında hiç başlamamıştım işe nasıl istifa ettim anlamadım. İşsizim. Hiç iş sahibi de olmadım. Çorap değiştirir gibi acı değiştiriyorum. Acaba hayırlı evlat olmak nasıl bir duygu. Dört beş ay önce bir dost meclisinde kahkaha attım aradan beş on saniye geçti şöyle bir durdum hemen toparlandım utandım gülmekten utandım. Yaşadığım şeye ihanet ettim sanki. 
Bilmiyorum. 

Bilerek doğuruyoruz acıları. Bilerek ölüyor ve bilerek yaşıyoruz. Pişmanlığın ve geriye dönüşün faide vermeyeceği o günü de biliyoruz. Bilerek hata yapıyor ve bilerek yaptığımız hataya üzülüyoruz. Bilerek saçmalıyor bilerek diriliyoruz. Bilerek yalan söylüyor bilerek aşık oluyoruz. Bilerek yaraların kabuklarını kolayca kaldırıyoruz. Bilerek hüzün kitaplarına adımızı yazdırıyoruz. Bilerek yüreğimize paha biçiyoruz. Biraz gurbet olmuşuz biraz memleket. 

Biraz yabancı olmuşuz biraz biraz tanıdık. Biraz cevap olmuşuz biraz soru. Her şeyden azar azarız. Hiçbir şeyden çoğuz. İyiden uzak hüzne yakın, acıya paralel hüzne dik olmuşuz. Toparlanamıyor belimizi doğrultamıyoruz. Boynumuzdan bağlamışlar yaşamaya. İsmimiz yazmıyor ilmeğimizde. Ne bir türkü olmuşuz ne de bir hasret. Tüm bu telaşın içerisinde bir “var” var. Tüm bu varlığın içinde bir yokluk var. Umudun ışıkları tünelin sonunda dörtlüleri yakmış bekliyor aslında. Tünele girince telefon çekmeyeceği için korkuyoruz tünele girmeye. Prize yakın olmasak yaşayacağız belki. Sabah uyandığımızda beyaz ekranlara değil de gökyüzüne bakmayı becerebilirsek olur. 

Sonbaharda, karanlıkta, gecenin bitimi, takatin son damlasında. Hatta ve hatta tüm bu telaşın içinde bilerek unuttuğumuz görmezden geldiğimiz o “var” a dönüyoruz aslında hep, bilerek veya bilmeyerek. İsteyerek veya istemeyerek. Menfaat icabı veya değil. Rehabilitasyon icabı veya değil. Gönül rahatlığı veya değil. Züğürt tesellisi veya değil. Acının içinde kıvranırken dahi dönüyoruz ona. Hata yapmadan önce de dönüyoruz yaparken de yaptıktan sonrada. Korkarak da dönüyoruz. Severek de. Ama dönüyoruz ama seviyoruz. Dönmeyi ve sevmeyi istiyoruz. İşte bu alemi manada vuku bulan bir olaydır. İşte bu bizim gövdemizi tunca dönüştüren sarsılmaz iman kalesidir. Evet iman! 

Evet iman! Yoklukta ve darlıkta. Hatada ve acıda. Her yanlış da ve günahta. Her sevapta ve iyide. Hissediyoruz. İnanıyoruz. Teslim oluyoruz. Acılardan,yanlışlardan, sancılardan arındırmasada, rehabilite etmesede. Sevsede sevmesede. Dönüyoruz. Eve dönüyoruz,kalbimize dönüyoruz, şarkıya dönüyoruz.


İHOK

Masaya yancı olsak hesabı biz öderiz..

Posted: by Bursevi in . ,
0

Cana yetinen ne olabilir. Bir cana ne yetebilir. Çaresizlik mi en bilinen çarelerde. Her terslikte bir düzlük var mıdır hakikaten, terso mudur zaten hayatımız? Bilinçsizken bile kendimizdeyiz. İnsanın kendinde olmaması aynı zamanda günahlarda olduğu anlamına da gelir. Nasıl ilerliyoruz mesela satıyorlar mı bizi ilerlerken tüm bunların da sebebi korkular mıdır. Bir şarkıdan yazıyorum size çıldırıyorum yerindeyim şu an. Aklımızı başımızdan alırken her şey başa döndürür bizi.

Kuran kursunda yediğimiz dayaklar etti bizi galiba ya da orada öğrendiğimiz tecvid ayakta tutuyor gönlümüzü. Polifonik melodide kaldı benim gençliğim. Enfeksiyon kaptı ömrümüz. Bir çift sözümüz kaldı yarin kaderinde. Önce Kerem olduk aslıyı sonra Ferhat olduk dağları delip özlem tekine dönüştük. Böyle de garibandır mizahımız. Razıyım yarabbi erken ölmeye. Muradımız böyleymiş kemancı kardeş diye sekizinci sınıf bir şaire evrilebilirdim. Ama gerçekliğin kıyısındayım şu an yüzleşiyorum kendimle ve bilincimle. Kırmızı kalemle yanlış çizdik kale çizgisini. Mahallenin en küçüğünden dayak yedik. Onur'du adımız sözde. İmamın iki dudağı kadar ömrümüz.

Masaya yancı olsak hesabı biz öderiz. Gerçek her şeyin babasıdır çünkü her şeyin anasını sikmiştir gerçek.



İHOK

İyi ki üzmüşler seni. İyi ki acıtmışlar canını..

Posted: by Bursevi in .
0

İyi ki üzmüşler seni. İyi ki acıtmışlar canını. 
Ve iyi ki bugün olman gereken kişi olmuşsun. 
Şimdi, neye üzülüp neye üzülmeyeceğini; kime değer verip kime değer vermeyeceğini, kiminle yakın kiminle uzak olacağını biliyorsun.
Bundan daha güzeli var mı? 
Bence yok..

Yine olsa yine yaşarım..

Posted: by Bursevi in .
0

Unutamadığım hiçbir anım yok.
Unutamadığım hiçbir arkadaşım yok.
Hep daha iyisini yaşadım. Daha iyisini istedim.
Hiçbir şey için pişman olmadım.
Hep çok güzel şeyler yaşadım.
Yine olsa yine yaşarım.

Mesela sırf bitireyim diye bir tırtıla dönüşebilirim ben.
Kurbağadan prense ve prensten tekrar kurbağaya.
Mesela kadınları terk edemem ben. Hepsi de bunu bilir.
Çok pis bir numaradır. Sonra ne arar ne de sorarım.
Başta çok zevk alırlar bundan. Ama sonra bir bakarlar ki uçup gitmişim hayatlarından..

Hayat bakışımız aynı değildi..

Posted: by Bursevi in .
2


"Bir ilişkinin başlangıç dönemlerinde genellikle hassas sorunlardan kaçınılır..
Binbir itinayla henüz kurulan o kırılgan yapının kırılacağından, bozulacağından korkulur..
Ama benimle o kadın arasında derinden, temel bir fark vardı..
Hayat bakışımız aynı değildi.."

Belki de bir ilişkide, birçok insan burada hataya düşer; o kırılgan yapının kırılacağından korkar ve kendinden taviz vermeye başlar. İlk başlarda bunun farkına varılmaz. Birden hiç tanımadığı bir kişilik rolüne bürünür. Tabiri caizse bu ilişki bir evcilik oyununa dönüşür.. Kişi hayatta kendisi olamaz.. Ait olmadığı bir yaşamda ait olmadığı bir rolü üstlenir. Başlarda bu durum hoş gibi gözükse de bir müddet sonra (u)mutsuzluk çanları çalmaya başlar.. Yaşadığınız mutluluk sizin eseriniz değildir; bir başkasının sizin üzerinizde emaneten bırakmış olduğu, gayri ihtiyari iştirak edilmiş olan yapmacık ve gelip geçici bir duygudan ibarettir..

Veda ederken;


"Bir ilişkide kendiniz olamıyorsanız, o ilişkinin kuklası olmaya mahkumsunuzdur.

Aramıza siyaset girmesin..

Posted: by Bursevi in .
1

Birbirimizin siyasi pişmanlıkları olmayalım..

Her geçen gün kan kaybediyorum. Arkadaş kitlem bir bir eksiliyor. Herkes beni sevmek zorunda değil deyip geçiştiriyorum. Lakin son zamanlarda gördüm ki muhabbetinden keyif aldığım, ilkokul arkadaşlarım, yanında vaktin nasıl geçtiğini anlamadığım birçok arkadaşım, derslerinde gülüp geçtiğim hocalarım, sokakta maç yaptığım, taso oynadığım çocukluk arkadaşlarım şimdilerde bir bir beni arkadaşlık listelerinden çıkarıyor..
Peki neden? Siyaset yüzünden..
Son zamanlarda sık sık duyar oldum; Kusura bakma arkadaşım, görüşlerine katlanamıyorum, söylediklerini hazmedemiyorum..
İnsan başta ego yapıyor, senin bir düşüncene bile katlanamayıp arkadaşlıktan çıkaran kişiyle ne muhabbetin olabilir ki deyip geçiştiriyorsun. Ama artık kaldıramıyorum. Sevinebilirsiniz. Kendinize gurur duyabilirsiniz. Uzaklaşanlar o kadar arttı ki aman şu kırılmasın, aman şu şundan nem kapmasın diye diye bir şey yazamaz oldum. Mizah yaptım üzerine alınan sövdü geçti, yorum yaptım ne dinim kaldı ne imanım, bir atıfta bulundum onun bunun zümresine dahil olundum.

Arkadaşlar benim ben Muhammet! Çocukken top koşturduğunuz arkadaşınız Muhammet..
Birlikte taso oynayıp mahallede yenilmedik arkadaş bırakmayan Muhammet..
Top oynarken camınızı kıran komşunuzun oğlu Muhammet..
Bakkalına borç yapıp daha sonra verirsin dediğiniz Muhammet..
Birlikte ders çalıştığınız, çizim yaptığınız arkadaşınız Muhammet..
Sessiz sakin öğrenci profili çizen öğrenciniz 1214 Muhammet..
Gezdiğiniz tozduğunuz, beraber vakit geçirdiğiniz arkadaşınız Muhammet..
Her şeyinizi emanet ettiğiniz, sabahlara kadar sokakta volta attığınız, gönül meselenizde yanınızda olan, eve aldığı ekmeği yolda sizinle paylaşıp eve ekmeksiz giden arkadaşınız Muhammet..
Parti veya ideoloji bilmeyen, ama yanlış ama doğru ama eksik ama fazla her zaman olduğu gibi doğru bildiğinin peşinden giden çocukluk arkadaşınız Muhammet..

O partinin ya da bu cemaatin ideolojisini yansıtan Muhammet değil..

Tuttuğum taraf veya ideolojisini desteklediğim cemaat seçimi kazanmış ya da kaybetmiş ne yazar..
Ben sizi kaybedince daha çok üzülüyorum bilesiniz.
Hele hakaretleriniz, canımı en çok yakanlar onlar..

"İnsanlar mizah ve şaka yapabilirler. Fakat bazı konular vardır ki onlar asla şakaya gelmez. Orada ciddî olmak insanlık borcudur. Bayrakla alay edemezsin. Millî tarihle eğlenemezsin. Kuran'ı mizah konusu yapamazsın. Aile namusunu hiçe sayamazsın. Bunlar millî mukaddesattandır. Millî mukaddesatı olmayan millet, millet değil hayvan sürüsüdür.."

Benim mukaddesatıma, düşüncelerime, aileme, değerlerime dahi saygı duyamıyorsanız, bunca yıllık samimiyeti ve arkadaşlığımızı bir çırpıda silip atabiliyorsanız, bunu hakarete kadar götürebiliyorsanız çıkarın beni arkadaşlık listenizden. Rica ederim, önceden olsa ergenlik derdim. Parça parça dökülmenizdense bir anda gitmeniz beni daha mutlu edecektir.

Her ne kadar bunu yansıtamasam da ben hayattan siyasilerle değil, sizlerle keyif alıyorum.
Duvarınızda paylaştığınız bir resim, yazdığınız bir mesaj, attığınız bir mail, aradığınız bir dakika..
Siz farkında olmasanız da, benim bunlarla günlerce süren mutluluklarım oldu.
Göremesem de, görüşemesem de hepinizden bir parça taşıdığımı bilin.

Yılların verdiği samimiyeti bir çırpıda silebileceğiniz kadar değerli değil hiçbir şey..
Unutmayın, siyasiler gider, siyasiler gelir..
Ama bir dost, bir arkadaş, bir sevgili gider; bir daha da geri gelmez..
Keşke kızgın olsam, kızgınlığım geçer ama değilim.
Yalnız kırgınlıklar geçmiyor.
Hiçbir zaman anlaşıldığımı sanmıyorum, anlaşılamayacağım da..
Ama yine de aramıza siyaset girmesin. İdeolojiler yüzünden birlikteliğimizi yitirmeyelim..
Yolda karşılaşırken bir merhabanızı bile esirgediğiniz, önünüze bakıp görmezden geldiğiniz birisi olmayın..
Siz bu değilsiniz.
Birbirimizin siyasi pişmanlıkları olmayalım..

0

Her şey tersten giderken.. 
Objektifimiz buna ne kadar dayanabilirdi ki..
Günü tersten karşılarken..

Sabahattin Ali - Eskisi Gibi

Posted: by Bursevi in . , , ,
0

Eskisi Gibi

Seneler sürer her günüm, 
Yalnız gitmekten yorgunum; 
Zannetme sana dargınım, 
Ben gene sana vurgunum. 

Başkalarına gülsem de, 
Senden uzakta kalsam da, 
Sevmediğini bilsem de 
Ben gene sanavurgunum. 

Dağları aşınca başım, 
Geri kaldı her yoldaşım, 
Gel sevgilim, gel kardaşım, 
Ben gene sana vurgunum. 

Gönlüm seninkine yardı, 
Aynı şeyleri duyardı; 
Ayaklarımız uyardı... 
Ben gene sana vurgunum.

Sabahattin Ali

Vicdanımızı Yitirmişiz..

Posted: by Bursevi in . , ,
0



Vicdanımızı yitirmişiz. Çok vicdansız bir toplum olmuşuz.

15 yaşlarındaki ayakkabı boyacısı genç, zabıtadan kaçarken ayağı kayıyor ve çamurlu su kütlesine düşüyor.
Zabıta, nasılsa çekti çekeceğini diyerek 
çekip gidiyor..

Çocuk; Kirli, ıslak üstüne başına aldırmadan, kırılan dört tarafa dağılan malzemelerini toplamaya çalışıyor kanayan eline koluna rağmen..

İşte o an bir kez daha anladım ki vicdanını yitiren İstanbul değilmiş, insanlıkmış. Bir vicdan sahibi de durup yardımcı 
olmuyor. Korkmayın elleri boyadan kapkara kesilen, üstü çamur olan bu çocuğun elinin kiri bir çoğumuzun mücadelesinden çok daha temiz, kirletmez.

Malzemelerini toplamasına yardımcı olurken tek kelime edemiyorum. Mahcubiyetinden, sanki bir suç işlemişcesine o da konuşamıyor.

Kardeşim mahcup olması gereken sen değilsin, başın dik dursun. Sana bunu yaşatanlar mahcubiyet duysun. Ailesinin tek geçim kaynağı olan bu çocuğun bam teline dokunmak yürek ister. Ben kolay kolay ağlamam, yaşam mücadelen, dik duruşun gözlerimi doldurdu genç kardeşim.. Cebimde fazlası olsaydı da verseydim. Sana bunu yaşatanlar utansın. Allah bu dünyada sana sabır versin..

Bir kez daha adaletine dünya..

0


Hz. Mevlana der ki; Bu dünyada herkes bir şey olmaya çalışırken, sen hiç ol.. Menzilin yokluk olsun. 
İnsanın çömlekten farkı olmamalı, nasıl ki çömleği ayakta tutan dışındaki biçim değil, içindeki boşluk ise, insanı ayakta tutan da benlik zannı değil hiç'lik bilincidir..

Bir "hiç olduğumuzu" unutanlara..

Nasrettin Hoca’ya sormuşlar:
“Kimsin?”
“Hiç” demiş Hoca, “Hiç kimseyim.”
Dudak büküp önemsemediklerini görünce, sormuş Hoca:
…“Sen kimsin?”
“Mutasarrıf” demiş adam kabara kabara.
“Sonra ne olacaksın?” diye sormuş Nasrettin Hoca.
“Herhalde vali olurum” diye cevaplamış adam.
“Daha sonra?” diye üstelemiş Hoca.
“Vezir” demiş adam.
“Daha daha sonra ne olacaksın?”
“Bir ihtimal sadrazam olabilirim.”
“Peki, ondan sonra?”
Artık makam kalmadığı için adam boynunu büküp son makamını söylemiş:
“Hiç.”
“Daha niye kabarıyorsun be adam. Ben şimdiden senin yıllar sonra gelebileceğin makamdayım: “Hiçlik makamında!”

0

Gökhan Türkmen'in yeni albümünün ilk çıkış parçası olan Çatı Katı klibi ve sözleriyle büyük beğeni topladı (:
Şayet ben kaçıncı kez dinliyorum bilmiyorum (:

Gökhan Türkmen - Çatı Katı Video Klip




Gökhan Türkmen - Çatı Katı Şarkı Sözü

Şimdi çatı katında inziva vakti
Nerede aranacak haklının hakkı
Dinlemeliydim vaktinde aklı,
Seni unutmaya çalışmak da varmış
malesef bana bıraktıklarında
teselli avında elleri boş
görmek de varmış
bugünleri görmek de varmış
yarın hatrımı sorsan ne olur
bugün hevesimi kırdın birkere
gitme dememle kalsan ne olur
gönlün çoktan yola çıkmış birkere
Söz: Gökhan Şahin
Beste: Gökhan Türkmen

Neyimiz düz gitti ki..

Posted: by Bursevi in . , , , ,
0

Hep düzden yaşadık, neyimiz düz gitti?
Belki tersten yaşamak biraz huzur verir..?


hiç, birine benzettim galiba..

Posted: by Bursevi in . ,
0



Sanırım bir gün karşılaşmamız gerekecek. 

Sen parmağındaki halkayı fark ettirmeden saklayacaksın, ben ise gözlerimi kaçıracağım senden. 
Varsa yanımızda biri soracak: "kimdi O?"
İstemeden öldüreceğiz birbirimizi cevaplarımızla "hiç, birine benzettim galiba"...

Hoş bir kıssa..

Posted: by Bursevi in . , , , ,
0



Hoş bir kıssa..

Eski Türklerde, askerler savaşırken arkadan gelecek herhangi bir saldırıyı kontrol edebilmek için sırtlarını bir ağaca, kaya veya taşa vererek ok atarlarmış. Atalarımız genelde bozkır hayatı yaşadıkları için bu sırta dayanan nesne genelde bir taş veya kaya olurmuş, yıllar sonra bu sırt dayanan taşın ismi ARKA-TAŞ dan ARKADAŞ şeklinde dilimize yerleşmiş ve bugün bile güvenebileceğimiz bizi arkadan vurmayacak olan samimiyetine güvendiğimiz kişilere verdiğimiz isimdir.

Aşk ve arkadaşlık bir gün yolda karşılaşırlar aşk, kendinden emin bir şekilde sorar;
Ben senden daha samimi ve daha cana yakınım sen niye varsın ki bu dünyada?
Arkadaşlık cevap verir:
Sen gittikten sonra bıraktığın gözyaşlarını silmek için..

0

Her sabah hesabınıza 86.400 TL yatıran bir banka düşünün. Gün boyu istediğiniz kadar parayı harcamakta veya harcamamakta serbestsiniz. Parayı istediğiniz şekilde kullanabilirsiniz. Oyunun sadece tek bir koşulu var: harcamayı başaramadığınız meblağ ertesi güne devretmez, akşam hesabınızdan geri çekilir ve bu paranın hiçbir bölümünü ne sebeple olursa olsun saklayamazsınız. Bir önceki günün tutarının tamamını harcamış veya hiçbir bölümünü harcamamış da olsanız ertesi sabah hesabınızda yine 86.400 TL bulacaksınız.

Nasıl keyifli değil mi?

Farkında olsanız da olmasanız da aslında hepimizin böyle bir bankası var. Adı ''ZAMAN" Her sabah 86.400 SANiYE hesabınıza yatıyor ve o gün daha fazlasını asla harcayamıyorsunuz. Kullanamadığınız kısım ise akıp gidiyor ve hesabınızdan siliniyor, hiç devretmiyor. Her gün size yeni bir hesap açılıyor,her akşam günün bakiyesi siliniyor. Eğer günlük hesabınızı kullanmadıysanız, bu zarar sizindir, geriye dönüş yok, yarından avans çekmek yok..

Bugünü, bugünkü hesaptan yaşamalısınız..
Zaman hiç kimseyi beklemez..
Dün artık mazi oldu.. Yarın ise muamma..
Bugün ise avuçlarımızın içinde bize sunulmuş bir armağandır..

0

Samimiyeti yakaladığım, içi dışı bir olan insanlara bayılıyorum. 
[Kendimi onların yanlarında rahat hissetmem ise tüm sahtelikleri bertaraf etmeye yetiyor.]

0


Milli Eğitim Bakanlığı'nın aldığı bir kararla 10 gün okula gelmeyen öğrenci sınıfta bırakılacak.

Eğitim sistemiz yıllardır sorgulanıyor ama asıl probleme hiçbir zaman temas edilmiyor. Arkadaş, siz 10 gün okula gelmeyen öğrenciyi sınıfta bırakacağınıza, öğrenciler için okulu gelmeye daha cazip hale getirseniz?

Mesela devamsızlık olmasaydı, öğrenci okula geldikçe puan kazansaydı ve puanlar okul hayatında nota çevrilseydi, yurtiçi-yurtdışı tatille ya da bilgisayarla ödüllendirilse..

Boş ders diye bir ders olsa çocuklar kafa dağıtsa..

Çocukların direkt ulaşabilecekleri bir temsilcilik mekanizması kurulsa..

Kısacası öğrencileri okula girmek için yalvartan "bugün okul dolu, seni almıyoruz" sistemi oluşturulsa..

Baskıcı tutum ve kurallar öğrenciyi okula bağlamaz bilakis soğutur. Bu mantalite devam ettiği sürece geleceğe yönelik verilecek eğitim bizi bir yere götürmeyecektir.
Kurallar koyulacağına eğitim anlayışımız yeniden sorgulanmalı..

0

Son günlerdeki gelişmelere bakış açım..
Son günlerde yaşanan gelişmeler o kadar can sıkıcı bir boyut aldı ki.. Neyin ne olduğunu çözmek, anlamak, olan bitenlere yetişmek imkansız. Tam anladım, olayı çözdüm derken hop bir yerden başka bir olay patlak veriyor. Anlaşılan toz kalkmadan kimin dayak yediğini anlayamayacağız.
Vesselam at izinin izine karıştığı şu günlerde sessiz kalmak daha cazip geliyor.

0

İstanbul Arkeoloji Müzeleri - Kornelia Antonia Heykeli
Dünyada mevcut bazı şehirler vardır ki bunlar tarihleriyle, sahip oldukları değerlerle, sanat eserleriyle diğer şehirlerden ayrılır. Şehir kelimesinin muhtevasındaki birçok noktayı aşarak artık bir medeniyet telakkisi oluşturur. Öyle ki insanlar (yerli turist olsun yabancı turist olsun farketmez) bu şehre geldiğinde sadece içinde bulunduğu zamanı değil, yüzyıllar öncesindeki olayları görebilir, geçmişten şeyleri işitebilir, onlarla gururlanır, onlarla üzülür, onlarla sevinir velhasılı kelam tarihle hemhal olur.
İşte içinde bulunduğumuz şehr-i İstanbul'da, Gülhane'de bulunan İstanbul Arkeoloji Müzeleri tam da tarihle hemhal olunabilecek kadar özel sayılabilecek ender yerlerden bir tanesidir. Daha müzeye adımınızı atmadan mimarisiyle, heybetiyle büyüleniyorsunuz. Müzenin içinde sergilenen eserlerse nadide olmanın da ötesinde adeta bir medeniyet sergisidir. Şöyle ki; bir tarafta doğuyu fethe çıkan -çoğunu da fetheden- ancak aynı zamanda doğunun kültür ve medeniyeti içerisinde yolunu kaybeden İskender'e ait olduğu söylenen lahde bakarken, diğer taraftan şimdilerde beyazperdenin yıldızları olan 12 Olimposlu'yu seyre dalıyorsunuz. Zeus ve Poseidon heykellerinden çekinip Afrodit'in yanınızda canlanmasını isteseniz de fayda etmiyor.
Tüm bunlardan sıyrılıp kulağınıza gelen kılıç-kalkan sesine doğru yol alıyorsunuz, korka korka ilerlerken sesin kaynağının bir kitabe olduğunu görüyorsunuz; Kadeş Anlaşması, sayısız çatışmanın ve anlaşmanın ilk belgelenmiş hali..
Kılıç sesini de delip geçen bir ses daha beliriyor müze içerisinde. Daha derinlere ilerleyince bir aşığın sevgilisine yazdığı ve dünya üzerinde en eski aşk şiiri kabul edilen, Sümerce yazılmış bir tablet dile geliyor.
Onun hemen yakınlarında meşhur ve mağrur Babil şehrinin yine en az kendisi kadar meşhur olan İştar kapısının parçalarını, üzerinde duran ejder ile aslan kabartmalarını görüp bir kez daha bu toprakların medeniyetine saygı duyuyorsunuz.
Sonuç olarak söylemek gerekirse her yerde mevcut olan Doğu-Batı çatışmasının yanında iki medeniyetin öğelerinin bu derece barışçıl bir şekilde bir arada yaşadığı, paylaştığı başka bir yer bulmak neredeyse imkansız. Eğer gerçekten tarihin ara sokaklarında, koridorlarında, arka bahçelerinde yürümek ve tarihi gelişimi (her manada) hissetmek istiyorsanız, kesinlikle buna İstanbul'dan, Arkeoloji Müzeleri'nden başlamanız gerekmektedir.