3


Kendimden geçmiş bir halde koltuğuma uzanmış binbir düşünceye dalmıştım.. Elimde ise kafamı dağıtması için almış olacağım ki belli belirsiz zapladığım bir televizyon kumandası.. O kanaldan bu kanala geçerken, bir muhabirin çobanlık yapan bir dayıya yönelttiği soru dikkatimi çekiyor.
Ve akabinde dayımızın vermiş olduğu cevap tüm dalgınlığımı alıyor, kafamdaki düşünceleri kırıyor. Bir kahkaha tufanı beni alıp gidiyor..

Peki neydi o diyalog?

Muhabirimiz; "Dayı" diyor..  - Lâiklik nedir? Cevap ibretlik, cevap manidar..
"Valla yegen.. Camiye giden camiye layıktır, kerhaneye giden kerhaneye layıktır.." diyor dayımız..

Millet, kelime ve manayı tartışa dursun; dayımız ise zahiriden uzak içtenliği ile hakikati bulsun..


Yavrum, ben yanlışım, biliyorum da..

Posted: by Bursevi in .
0




"Yavrum, ben yanlışım, biliyorum da..
Nedir ki bir aşkın doğrusu?"

0


Bütün günlerimi bir insanı aramakla geçirmiş diğer bütün insanlardan kaçmıştım..


"Bir kadın herhangi bir şekilde hoşuma gidince ilk yaptığım iş ondan kaçmak olurdu. Karşı karşıya geldiğim zaman her hareketimin, her bakışımın sırrımı meydana vuracağından korkar, tarif edilmesi imkansız, adeta boğucu bir utanma ile dünyanın en zavallı bir insanı haline gelirdim. Hayatımda hiçbir kadının, hatta annemin bile gözlerine dikkatle baktığımı hatırlamıyorum. Son zamanlarda, bilhassa İstanbul'da bulunduğum müddet zarfında, bu manasız hicapla mücadeleye niyet etmiş, arkadaşlarım vasıtasıyla tanıştığım bazı genç kızlara karşı serbest olmaya çalışmıştım. Fakat onlardan ufak bir alaka gördüğüm anda bütün niyet ve kararlarım uçup gidiyordu.
Hiçbir zaman masum bir insan değildim..."

Belki de çok sevdiğim bir insanın, önüme tavsiye diye bıraktığı bir kitapla kesişti onunla yolum.. Son zamanlarda ihmal ettiğim alışkanlığımı tekrardan kazanmak niyetiyle aldım onu elime..Gerçekçi olmak gerekirse o kitabı elime alışım; ne kitap okuma alışkanlığı kazanmak içindi ne de sıkıntılarımı unutturmak adına klasik bir zaman öldürme metodumdu. 
İtiraf etmeliyim ki aslında tüm bunların tek bir açıklaması vardı; sevdiğim insanın ruh halini çözmek, onun zevklerini paylaşmak ve en önemlisi onun sevdiği şeylerde ondan bir parça bulurum umuduyla onu yaşamaktı...
Bu vesileyle kesişti yolumuz Kürk Mantolu Madonna'yla..

Sabahattin Ali, insanı öyle naif bir şekilde analiz etmiş ki birden onda kendimi buluvermiştim..

"Sabahattin Ali sanki tüm insanlığın karşısına geçip, "Kürk Mantolu Kadın" tablosuna bakan Raif gibi saatlerce onları izlemiş.. Yüzlerindeki ifadeden ruhsal devinimlerine yol almış, her aşamada notlar düşmüş de kağıdına, onları toparladığında müthiş incelikte bir roman çıkarmış ortaya..
Kurgunun ne önemi kalır ki böyle olunca, ben daha ne beklerim ki bir yazardan..
Hele ki o kelimeler, her biri bir yapboz parçasıymışçasına, o dönemin kibar edebiyatının kulakta bıraktığı sihirli bir tılsım ayarında.. Her satırında samimiyeti yakalamışken yazar, Kürk Mantolu Madonna başucu kitabım olmak için ayaklanmış çoktan..."

Belki burada Raif kendisiydi.. Belki de tasavvurunu kurduğu bir başkası..
Ancak, tam olarak bu değildi zihnimi kurcalayan..


Koşulsuz, şartsız sevmekten başka nerede hata yapmıştı Raif? (Tabii ona da hata denilirse..)

Hakkımızda ileri geri bir sürü laf ediyorlarmış..

Posted: by Bursevi in . ,
0



Hayat çok garip..
Bir çok kavgamızı insanlarla değil, aslında onların nefsleriyle ediyoruz..
Hakkımızda ileri geri bir sürü laf ediyorlarmış..
Bir kadın bir erkekle o kadar yakın olamazmış, olursa altında ağza alınmayacak bir düşkünlük olabileceği söylenir dururmuş..

Sessizce bir ah çektikten sonra şu hikayeyi hatırlar oldum;

İki seyyah bir şehirden bir başka şehire doğru hareket ediyormuş. Derken yollarının üstünde azgın bir dere çıkmış karşılarına. Tam dereyi geçecekler, derenin biraz ötesinde korkudan tir tir titreyen, yapayalnız ve gencecik bir kadın görmüşler. Seyyahlardan biri hemen kadının yardımına koşmuş. Onu sırtına alıp, suyu öylece aşmış. Sonra da kadını derenin öte yakasında yere bırakıp iyi günler dilemiş. Ardından yollarına devam etmişler.

Ancak yolculuğun diğer kısmında öteki seyyahın ağzını bıçak açmamış. Sus pus olmuş, suratından düşen bin parça... Somurttukça somurtuyor. Bir kaç saat böyle surat astıktan sonra suskunluğunu bozup şöyle demiş: " Ne demeye o kadına yardım ettin? Bir de üstelik ona dokundun. Seni ayartabilirdi! Baştan çıkartabilirdi. Erkekle kadın böyle temas etsin , olacak iş mi!
Ayıp yahu! Olmaz, bize yakışmaz!"

Kadını sırtında taşıyan seyyah sabırla gülümsemiş: 
"İyi de dostum, ben o genç kadını derenin karşısına geçirip orada bıraktım; sen ne demeye hâlâ taşırsın?"

İşte hayatta kimi insan böyledir.. Kendi korkularını, önyargılarını başkalarına yansıtır ve onlarda gördüğünü sanır. İşte asıl yük budur. Zihinlerini zanlarla doldurur, sonra da bunca ağırlığın altında eziliverirler..

Her sabah hesabınıza 86.400 TL yatıran bir banka düşünün...

Posted: by Bursevi in . ,
3

Her sabah hesabınıza 86.400 TL yatıran bir banka düşünün. Gün boyu istediğiniz kadar parayı harcamakta veya harcamamakta serbestsiniz. Parayı istediğiniz şekilde kullanabilirsiniz. Oyunun sadece tek bir koşulu var: harcamayı başaramadığınız meblağ ertesi güne devretmez, akşam hesabınızdan geri çekilir ve bu paranın hiçbir bölümünü ne sebeple olursa olsun saklayamazsınız. Bir önceki günün tutarının tamamını harcamış veya hiçbir bölümünü harcamamış da olsanız ertesi sabah hesabınızda yine 86.400 TL bulacaksınız.

Nasıl keyifli değil mi? Farkında olsanız da olmasanız da aslında hepimizin böyle bir bankası var. Adı ''ZAMAN" Her sabah 86.400 SANİYE hesabınıza yatıyor ve o gün daha fazlasını asla harcayamıyorsunuz. Kullanamadığınız kısım ise akıp gidiyor ve hesabınızdan siliniyor, hiç devretmiyor. Her gün size yeni bir hesap açılıyor,her akşam günün bakiyesi siliniyor. Eğer günlük hesabınızı kullanmadıysanız, bu zarar sizindir, geriye dönüş yok, yarından avans çekmek yok..

Bugünü, bugünkü hesaptan yaşamalısınız.. Zaman hiç kimseyi beklemez.. Dün artık mazi oldu..Yarın ise muamma.. Bugün ise avuçlarımızın içinde bize sunulmuş bir armağandır..


Bu blog sayfasını kurmamdaki amaç; kendimi geliştirirken sayfama uğrayan ziyaretçilerinde gelişimine katkı sağlamaktı. Yalnız görüyorum ki bu vakte kadar gereksiz meşguliyetlerle sizleri oyalamışım. Belki bu makale bir nebze olsun yola çıkış amacımızın bir tecessümü olur, belki de bir şeylerin başlangıcı..