2

Şimdi başlık da neyin nesi diyebilirsiniz. Şöyle izah edeyim ben..
Genelde mahallede ya da herhangi bir muhitte gece geç saatlere kadar dolanırken 3-5 vardiyasında olan 3-5 polis abimizin mutlaka bir selamını almış, bir kaç kelam etmiş iki kelimenin belini kırmışlığınız olmuştur. (:

Ben tip itibariyle de temiz yüzlü, saçını sağ tarafa doğru yaslayan nur yüzlü biri olmama rağmen bu polis abilerden her fırsatta nasibimi almıştırım (:

Şöyle ki üniversiteye gelene kadar geceleri arkadaşlarla akşam sefası sürenlerdendim. Saat akşam 8-9 oldu mu dışarıya damlardım.
(Bilhassa saat 8-9 dediniz mi ya Şenol ya da Yavuz evin ziline basar, bir iki dakikaya geliyorum der 15-20 dakika aşağıda ağaç eder öyle çıkardım (: )

Yeri gelir mahalleme nazır dere kenarında bir parkta sohbet eder, mangal çevirir yeri gelir çayımızı demler kuruyemişlerimizi mideye indirirdik. Tabi saati unutur giderdik.
Bazen bir cafenin yolunu tutar, bazen 4 kişilik bir sayıyı tutturduk mu okey atmak için kıraathanenin yolunu düşerdik. (Denk getirebilirsek, çaylar Şenol'un babası Recep abiden olurdu :D)
Bazen 7-8 kişi olduk mu internet cafeye gider orada bir Counter Strike atardık ki stres atmanın en keyifli yollarından biriydi.
Bazen de sokakta top oynayan çocuk gördük mü emrivakiyle karışık oyunlarına girer, maça karışırdık.

Neyse ben şimdi bunları niye anlatıyorum?

Bu yukarıdaki saydığım aktivitelerin benim eşref saatimin olduğu zaman diliminde gerçekleşiyor olması ve bu saatlerde davetsiz misafirlerimizin (pek kıymetli polis abilerimizin) bir takım muamelelerine sebep anlatıyorum.

Şimdi iki kuruşluk arada değerlendirme fırsatı bulduğumuz bir keyfimiz var.
Dere kenarında arkadaş sohbeti eşliğinde bir kaç bardak çay veyahut kola bir de çekirdek eşliğinde muhabbet sürerken bizim espritüel polis abilerimiz başta kimlik, sonrasında da üst araması yapıyor.

Yok kontrol yapsınlar, elimizden geldiğince yardımcı olalım tabi de şimdi üst aramasına gelince o huyum kurusun tik midir ne andırsa görevli polis abimiz daha dokunmadan refleks olarak huylanmaya başlıyorum :D
Tabi milleti bir kaç saniyede arayıp tarayıp bırakıyor ancak iş bize gelince uzuyor. Abicim tikim var diyorum, konuşma ekip otosuna dayan diyor :D

Şimdi biz dere kenarında olduğumuzda, genelde aynı devriye döndüğünden bir süre sonra muhabbet koyulaştı kanka olduk üst aramasından kurtulduk öyle ki arada yanımızdan geçer korna çalar, selam verip geçerlerdi :D
Bazen çaya da kalırlardı sağ olsunlar :D


Cafede Counter Strike atarken de bu tarz muamelelere tabi oluyorduk.
Yalnız burada durum biraz içler acısı olabiliyor. Neden?
Yaşı tutmayan bir çok velet arkadaşın ekip otosuna sıkış tepiş bindirilerek, ekip otosunun arka camına ağzı yapışmış şekildeki son görüntülerine şahit olmak da yürek burkmuyor değildi hani :D

Ancak onlarda bilinçli ebeveynleri sayesinde evlerine dönüyorlardı sonuç itibari ile (:


Yalnız bir durumdan daha yakınacağım.
Lise sonda yine kontole yakalandık. Nüfus cüzdanımda 6. sınıf nacizane okul fotoğrafı resmim var ki sormayın içler acısı :D
Bir kıravat ki iki parçası da ayrı telden çalıyor, kayık vaziyette. Saçlar deseniz dedemin berberlik deneyimini benim kafada gerçekleştirdiği yıllar :D
Tek güzellik var oda saf bakışlı bir yüz :P :D (Arada o resimi görür bazen gülerim bazen hüzünlenirim :D )
Kimlik kotrolü var GBT Sorgulaması yapılacak, çıkarın kimlikleri. Neyse çıkardık kimlikleri verdik polis abimize adam bir kimliğe baktı bir de bize sonra aldı bir gülme :D
Ulan içimden sövüyorum ki ne sövüyorum :D
Arada iki de espri patlatıyor: - Olum üç lira ben vereyim beş lira da Emin abin git nüfus müdürlüğüne şunu değiştir la :D dediğini ben de cevaben para mühim değil abi gitmek nasip olmadı dediğimi unutmuyorum :D

Aradan iki - üç yıl geçti şimdi değiştirdim :D
İstanbul - Kadıköy manşeli bir kimliğimiz oldu. Hem de daha düzgün bir fotoğraf baskılı :D
Gerçi o fotoğrafım için de bazen balici kılıklı olduğum yorumları da gelir ama kulak asmıyorum şimdilik (:

Şimdi ben ne istiyorum (:

1) Laubali Polis memuru istemiyorum (:
2) Tikim var dediğimde arama yapmayı bırakacak Polis memurları istiyorum (:

Saygılar, sevgiler efendim (:

0

Maltepe Sahili Doldurulmasın, Kıyılar Halka Kapatılmasın...

Bir kaç gün önce arkadaşlarla şehrin bunaltıcı havasından, sıcağından ve trafiğinden bir nebze de olsa kurtulmak için Maltepe Sahili'nin yolunu tuttuk. Hiç de hoş olmayan bir manzarayla karşılaştık. O sahilin adalara karşı eşsiz görüntüsü tel örgülerle ve denize yapılan dolgu çalışmaları yüzünden bozulmuş. İğrenç bir tablo ortaya çıkmış.

Büyükşehir Belediyesi herhangi bir açıklama yapmaksızın Maltepe Dragos sahilinde anlamsız bir şekilde dolgu çalışması yapıyor. Sahil şeridinin 3.5 kilometre eninde ve 400 metre dolaylarında denize doğru doldurulmaya çalışıldığını gördük. Her gece ardı arkası kesilmeyen çalışma hakkında ne Büyükşehir Belediyesi'nden ne de ilgili bir kurumdan açıklama yapılmıyor.
Sadece sessiz sedasız hummalı bir çalışmayla geceleri 500-600 kamyon toprak ve taş denize dökülüyor. Sahilin o eşsiz görünüşü ve manzarası bir takım kişiler tarafından rant sağlamak uğruna yok ediliyor.

İDO'ya verilmesi planlanan  3.5 kilometre uzunluğundaki sahil şeridinin Maltepe'den geçmesi de çok manidar. İDO'ya 0.5 veya 1 kilometrelik alan yetmiyormuş anladığımız kadarıyla...

Maltepe Çevre ve Yaşam Platformu'nun önderliğinde bir takım gönüllü vatandaşın çalışmalarıyla imza kampanyası yürütülüyor. Gördüğümüz anda imza çalışmalarına desteğimizi bizlerde verdik.

Ancak bir takım duyarsız vatandaş bunu siyasi ideolojiye dönüştürüp anlamlı bir çalışmayı anlamsız bir şekilde karalama yoluna gidiyor.
İktidar, onun partisi ve belediyesi ne yaparsa yapsın doğrudur anlayışı çalışmanın önünü tıkıyor.

Bu bir parti veya karalama çalışması değil. Geleceğe bırakılmak istenen bir miras mücadelesidir.
İstanbul gibi doğal kaynakları yok olmakta olan bir şehrin doğal güzelliklerinin yok edilmesini önlemek adına, gelecek nesile de bu manzaranın keyfini sürmesi adına çalışma gerçekleştiriliyor ama bizim insanımız bunu görmezden duymazdan gelmeye devam ediyor.

İnsanlık ancak elindekinin kıymetini gittikten sonra anlıyor.
Elimizde kalan ender güzelliklerden birisi kaybolmadan sen de taşın altına elini koy.


Tek yapmanız gereken
Alo 153 - İstanbul Beyaz Masa'yı arayarak; Maltepe Sahilinin deniz doldurulma çalışmasının durudurulmasını ifade eden bir mesaj bırakmanız.

Veya

İstanbul Belediyesi - Beyaz Masa Öneri, İstek ve Şikayet Birimi tıklayarak aynı mesajı  göndermeniz çocuklarınıza bırakacağınız güzel bir mirasın basit bir gayreti olacaktır.

Griple mücadelemiz sürüyor.

Posted: by Bursevi in . ,
0

Her zamanki sıradan günlerimden bir tanesini yaşıyorum.
Şifayı kaptık, griple mücadelemiz sürüyor.
Sabah uykusu pek tatlı gelmiş olacak ki sabahtan gireceğim Genel Jeoloji dersini kaçırdım.
Bu sene derslere çok taktım valla, nasıl olacak bilmiyorum. Normal şartlar altında 3 dersten sınıfta kaldım, bundan sonrası hocaların insiyatifinde (:
Yoksa okulun bir dönem daha uzaması işten bile değil.
Okula da takmadan şu işleri bir halletsek iyiydi..

Öğleden sonra Teknik Resim dersim var ama gitmemem için şeytan dışında herkes ve her şey dürttü beni (:
O derse de fena taktık Allah affetsin.
Taka taka nereye kadar, bir disipline sokmak lazım şu hayatı ancak anlık yaşayan ben için çok zor bir şey söylediğimin de farkındayım (:

Neyse yarın Bursa'dan birader geliyor, bir kaç gün onunla İstanbul'da takılacağım.
Ondan sonra da tüm birikmiş çizimleri ve yaklaşan sınav hazırlıklarına başlamayı düşünüyorum.

0


 
Bugün belki de uzun süredir yapmadığım bir aktiviteyi gerçekleştirme fırsatı buldum.
Bir süre önce arşivime taşıdığım bir film vardı ki yurttaki Kütahyalı arkadaşlardan biri filmi bilgisayarımda görünce hemen istedi (kendi yörelerinde çekildiğinden ve yönetmeni de hemşehrisi olduğundan özel bir anlamı vardı onlar açısından) çok hoşlarına gittiğini gördüm ve bugün ben de izleme fırsatı buldum.

Öncelikle şunu söylemeliyim ki vizyonda ve piyasada milyonlarca lira harcanarak yapılan kalitesiz ve bir o kadar da boş filme karşı ayakta durmayı başarabilen, komik bütçelerle insanın yüreğinde sımsıcak yer edinen, samimiyeti ve içtenliği ile gönüllerde taht kuran filmler vardır.
Elbette kusurları vardır, teknik açıdan dört dörtlük değildirler.
Belki amatör oyuncularından oscarlık bir performans göremeyebilirsiniz.
Gişelerde hasılat rekorları da kırmayabilir...
Ama bir gerçek var ki değerleri sonradan anlaşılır...

İşte o filmlerden birisi "Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak"

Verilen mesaj : Karpuz kabuğundan gemiye binersen çabuk inersin...

Bir köyün iki saf delikanlısı Mehmet ve Recep'in sinema aşklarını konu alan, içerisinde umudun ve hayalin eksik olmadığı, hayattan yedikleri kazığa rağmen heveslerinden bir şey kaybetmeyenlerin hüzünlü yolculuğu…

Bir şivenin, bir heyecanın, bir umut yolculuğunun en saf en güzel örneklerinden olan harika bir yapıt...

İki kafadarın ilk aşk ve parasızlıklarını konu alan, kasabalarına sinema kurmak ve film çekebilmek uğruna çıraklık yapan, bu yolda türlü meşakkatlere katlanan filmde hayatın tüm silleyi tokatını yiyen ve hep kaybeden bir karpuzcusunun olduğu, filozof ruhlu kişiler meydana çıkaran bir eser.

Yönetmeni Ahmet Uluçay ebedi istirahatine geçtikten sonra arkasında, kendisinden iz bıraktığı ilk ve son uzun metrajlı filmiydi Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak..

Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak, 2004 yılında çekilmiş ve 2012'nin şu günlerinde izlemiş olduğum, keşke daha önceden keşfetseydim dediğim yapıtlardan bir tanesiydi...

Bam telinize dokunan, ilaç gibi bir film…

Beyaz Giyme isimli türküyü de derleyerek harika bir fon müziği oluşturan ve beni bu türküye yeniden hayran bırakanların emeklerine sağlık diyorum.
"Saniyede 24 kare geçiriyoz ama yine de resimler gımıldamıyo didee" diye evlerinin üst katındaki yatıra her akşam dert yanan Recep'i hiç unutmayacağım herhalde. (Ekşi Sözlük Yorumu (:)

Ben lafı daha fazla uzatmadan filmden bir kaç diyalog ve sözle yazımı noktalıyorum.
Yalnız o pek kıymetli ve değerli vaktinizin 139 dakikasını bu filme ayırmanızı öneriyorum...

Karpuzcu Kemal:
- Garbuz kabuğundan gemiye binerseeeen çabık inersin. Hadi bana eyvallah!

Recep! Okumayı devam...
-abla şurda sizin karpuzcu va ya?
-ne olmuş vadıysa?
-onun çıra vardı ya recep?
-manyak mısın lan sen ne diyon kendi kendine recep'ten bana ne?
-sana aşık ya, yazık, sen de ona aşık oluvesene.
- usta! aynaylan tırak alcem baaa para versene...
- ayneyle darak mı? vay deyusun vay nerden çıktı len durup dururken ayneylen darak? bir yanar döner mi var yoksa?
- ne?
- gızların evine gire çıka gızlara aşık oldun di mi?
- yok valla usta.
- geç yalancı. valla çakarım bi tane. utanmadan bi de yalan söylüyo. nasıl gızlar güzel mi len? ne utanıyon olum? adam ustasından utanı mı lan? gızlar güzel di mi?
- güzel.
- ya anaları?
- güzel anaları da güzel.
- analarını ben alayım sen de benim damadım olursun olur mu?
-olur
- gasabanın gızları zilli olu olum zilli
Recep: - al
Mehmet: - ne bu
Recep: - treş*parasi
Mehmet: - almam valla hakettin oğlum anasi ağlattın saçların. acemi nalbant gavur eşşeğinde öğrenirmiş. sen de bizim kafada öğrendin valla. ben nihal in yüzüne bir tek daha ne zaman bakacam. bu iş bitti sağdıç.
Recep: - sen de küçük kizi sev oğlum pittiyse*nasilsa sana yanginmiş al şu paralarini
Mehmet: - almam hem ne biçim laf o büyük kız olmazsa küçük kız var mı bizim kitabımızda oyle. ben nihalsiz yaşayamam arkideş * bugun de ceviz veren dedim almadi.
Recep: - almaz oğlum o kizdan sana hayır gelmez. al şu paralarını.
Mehmet: - hem nihalden neden hayır gelmezmiş bana. hem de nasıl gelir. yapamadik anasini sattiğimin sinemasını. şimdi karpuzcu parçasıyız. tabi gelmez. ben bir recisör olen de o zaman gorsun o
Recep: - recisor olsan ne olcek aslanim. o kızın gözü yükseklerde.
Mehmet: - ne yükseği kimmiş yüksek. sinemacı olcez diyom. ne zaman büyür bu saçlar sağdıç ?
Recep: - iki aya kadar büyür herhalde.
Mehmet: - iki ay mi iki aya kadar karpuz mevsimi bitiyor bize de köyün yolu gözüküyor. gabak mevsimi geldi gabak sayende. olcekti bu kızın gönlü. şimdi işin yoksa köyü bekle.
Recep: - olm sinemaya minemaya gitmek için gelmicez mi kasabaya. aha u zaman görürsün işte. al şu paralarını.
Mehmet: - valla mafettin sağdıç. bugun yeni aynayla tarak aldiydim. usta eski beyaz gömleklerinden birini verdiydi onu da giyecektim. anası ne güzel saçların var diyodu. verirdi bu kızı bana. sen benim oğlum ol diyodu. valla mafoludum sağdıç.
Recep: - yeter gali bea çocuklaştın iyice. al şu paralarını.
"Karpuz kabuğundan gemi yapayım derken aşka gelip Barbaros'un donanmasını yeniden yapmışım, bunu çok sonra farkettim.

Ahmet Uluçay...

Veda ederken;
Adı zafer bile olsa sonlanan şey yolun kendisiyse, varsın gelenin de adı yenilgi olsun.
Yeter ki yolda yaşanan o hayallere bir şey olmasın!

Vay beeeee! Meğer ben neymişim...

Posted: by Bursevi in .
0


Güven vermeyen, kişiliksiz ve karakter yoksunu birisinin mürekkebinden..

Okula zorla gönderilen haylaz öğrenciye ilkokul birinci sınıfta öğretmeni, bir köpek resmi üzerinde çeşitli işlemler olan ödev vermişti. Ödevin amacı ise önce köpek resminin üzerinde bulunan işlemleri yapıp ardından köpeği istediği bir renge boyamaktı. Ama haylazlığından mıdır yoksa bir iletişim kopukluğundan mıdır bilinmez, işlemleri yaptıktan sonra köpeği gök kuşağı gibi pastel boya setinde yer alan bütün renklerle boyamıştı. Sonuç itibariyle ortaya çok renkli bir köpek çıkmıştı. Tabii hâl böyle olunca ertesi gün, stajer öğretmenleri başta olmak üzere tüm sınıf arkadaşlarının alay konusu olmuştu.

Arkadaşlarının ona gülmesi ayrı bir şey, öğretmen dediği kişilerin bunu alay konusu yapması ap ayrı bir şeydi onun için.
Bu durumun 7 yaşındaki bir çocuk için ne kadar utanç verici bir durum olduğunu bir düşünün..
Arkadaşlarının alay konusu olmak onu ziyadesiyle üzmüştü ancak öğretmen dediği kişilerin aldığı tavır ise onu en çok yaralayandı. O yıllarda babasını gurbet ellere yollamış, ilgiye en muhtaç olduğu yıllarda dışarıdan ona destek olabilecek kişiler yalnızca öğretmeleriyken, bunu alay konusu yaparak onu resime hatta çevresine küstürdüler. Belki farkında değillerdi, ama yaptıkları (yapmadıkları) resime gülünen o çocuğun içine kapanık birisi olmasına neden olmuştu. Onu arkadaşlarından ve toplumdan soyutlanan birisi olmaya sevketmişlerdi. Hiçbir durumda kendisini savunamayan, haklı olsa bile haksız konuma düşen, hep problemli biri olmasına sebep oldular...

Okulunu değiştirdi, yeni okulunda yaşadığı 2 yılda içine kapanıklığı karakteristik denilerek yek başına bırakıldı ve eziklik psikolojisini burada da atlatamadı.

Tekrar okulunu değiştirdi.
Yeni öğretmeni ondaki bu ketumluğun, içe kapanıklığın üzerine gitti.
Hocasının, onun ders defterlerine çizdiği şekilleri farketmesiyle ilgisi arttı.
Gösterilen ilgiden memnundu, bir şeyler yerinden oynayabilirdi ancak yılların verdiği problemi aşmasına yetmiyordu. Bir süre sonra öğretmeninin ilgili yaklaşımı onun içinde birikenleri bir tarafa bırakmasına neden oldu.

İlk olarak, bireysel çabalarıyla ilçede düzenlenen resim yarışmasına girdi. Derece aldı.
Bu başarı onu körükledi ve en samimi olduğu, tek çocukluk arkadaşıyla okulunda açılan resim kursuna gitmeye başladı.
Ortaokul yıllarında düzenlenen resim yarışmasında 3.'lük aldı.

Lisede yaptığı resimler ilgi uyandırdı.
Sergiye giden çalışmaları oldu...

Ç
eşitli özel, ailevi sebeplerden başka eğitim yıllarında yaşadığı bir takım maceralardan sonra soluğu Marmara Üniversitesi Takı Tasarımı bölümünde aldı. Farklı ufuklara yelken açmıştı.
Her şeye rağmen, her yaşadığına rağmen...

İlkokulda resmine gülünen o çocuk, her resmini ve her çizimini gizli yaptı.
O yıllarda, yaşananlardan kalan bir izdi bu.
Birisi ona bakarken yazamaz, çizemezdi..
Şimdilerde ise tekrar bir yol ayırımında..

Sebep: Üniversitede derslerde bir çizim yapmaması ve verilen çizimleri sonradan yapıp getirmesi kuşku uyandırmış, yaptığı çizimlerin ona ait olmadığı iddaa edilmişti.

O okulda yokken, sınıf ortasında arkadaşlarının yanında hocası tarafından çoktan bir senaryo yazılmıştı bile..

"Resimleri başkasına yaptırıyor!"

Evet, o çocuk bendim!Meğer ben neymişim...
Hani derler ya; "kalemim kırıldı" diye.. Herkesin kalemi hayatla ilişiği kesilerek kırılmaz.
Benim kalemim bu şekilde kırıldı.. Çizime olan ilgim, kalemim ilk o zaman başlamadan bitirilmişti.

Ancak yıllar sonra en sevdiğim hocam tarafından böyle bir ithamla karşı karşıya kalmam yeniden bir yol ayrımına gelmeme neden oldu.

Bir Tasarımcı olma yolunda ilerlediğimi ve devamlı çizimlerle haşır neşir olduğumu bilen bilir.
Hele ki çizime olan ilgimin mazisinin çok eskilere dayandığını beni yakinen tanıyanlar daha iyi bilir.

Küllerinden doğan o çoçuk yıllar sonra üniversitede benzer bir senaryo ile karşı karşıya..
Yaşanılanlara değinmiyorum bile, söylenenleri şahsıma hakaret sayıyorum..
Sadece kırgınım ve hatırladıkça da kırgınlığım artıyor.

Yalnız böylesine bir öğrenci yetiştirdikleri için üzerimde emeği geçen tüm öğretmenlerim başta olmak üzere özellikle Yusuf Yasa Güreşçi ve Birsen Yıldız'a sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum.

Belki ben giderim, adım kalır..
Veda ederken; "O" her şeyi işiten, gören ve bilendir...

11 Nisan 2012
Süleymaniye